Soğuk olan tek şey hava değildi, hatta onun
soğukluğu daha fazla hissediliyordu. Kıçını betona vermiş son parasıyla aldığı birayı içip nasihatler dizerken çok da fark etmiyordu soğuk ya da sıcak olması. Bugün de her gün yaptığı gibi sırtında başka çıkış yolu bulamadığı hayatıyla nefesini boşuna tüketiyordu. Boşuna koşturuyordu, boşuna işe gidiyordu. Bende kadife koltuğun üstünde yarı uykulu kitap okuyordum. Birlikteyken de ya içiyorduk ya da geziyorduk. Daha güzel
içkiler içmek ve daha güzel yerler gezmek için ben de çalışmayı deniyordum ama
kleptomanim başa belaydı. Bu yüzden alakamın olmadığı tonlarca işe başvurmuş,
tonlarca cv hazırlayıp her birinde ayrı ayrı palavralar sıkmıştım. Aramazlar
demesine rağmen bir öğle vakti çalmıştı telefon:
-Ceren hanım?
-Evet?
Hattın öbür ucundaki hatun az önceki gibi telefonlara
bakacağım bir işle ilgilenir miyim diye sormuştu. Öbür gün annemden kalan ve üzerimde emanet
duran döpiyesi giyip gittim. Fiyakalı plazaya girdiğimde kısa boylu, kel,
göbekli bir herifle tanıştım, sekreteri olacaktım. Telefonları bağlamak dışında
her sabah o gelmeden önce eşyalarını toparlamamı istemişti. Ben birkaç gün sonra buna
ek olarak çekmecelerini de karıştırmaya başlamıştım. Burada bulduğum gümüş
kalemi ceketimin cebinde hissetmek hoştu. O an kadar güzel parlıyordu ki, dayanamamıştım.
Allahtan kimsenin ruhu duymamıştı. Çok geçmeden hafta içi -bilhassa salı ve perşembe-
adamın tam aksine uzun boylu, ince belli, sarışın bi hatunun boynunda hep aynı
pırlanta kolyeyle salına salına adamı ziyarete geldiğini gördüm. Patronum o
geldiğinde telefona kimseyi bağlamamamı tembihlerdi, hatun yarım saat sonra
bir eliyle sarı saçlarını düzeltirken diğer eliyle minik çantasına nakitleri
tıkıştırmaya çalışıp arkasına bakmadan vınlardı. Yine bir salı rutini gerçekleşmişti ama bu sefer beraber
çıkmışlardı odadan. İçimden “ya bu fahişenin önde gideni ya da herif ofis
fantezisi peşinde” diye geçirip gülümserken kadının boynundaki boşluğu fark etmiştim. İçimdeki ramazan davulcusu son gücüyle vurmaya başlamıştı tokmağı kalbime.
Gittiklerinden emin olduktan sonra içeri daldım, koltuğun üzerinden tatlı tatlı parlıyordu
bana pırlanta kolye. Dayanamadım. Ceketimin diğer cebine attığım gibi
topukladım.
Eve geldiğimde dört döndüm, saklayacak bir yer gerekliydi.
Görürse ne kadar kızacağını tahmin ediyordum ki elinde son kalan parasıyla
aldığı o birayla odaya daldığında sıkı sıkı tuttuğum parlak kolye ile aramdaki
ilişkiyi anında çakozlamıştı. Şuan da oturduğu yere çöküp hayal kırıklığına uğramış bakışlarla işten ayrıldığını
söyledi. Bende atılacaktım, belki polise verilecektim. Buna rağmen kötü hissetmiyordum. Her şey ufak bir tatminden ibaretti ama o “daha
güzel”li sıfatları çoğaltmak için çabalarken fark etmeden birilerinin
fahişesi oluyordu, en başta benim. Bu akşam bana kızarken, soğukluğuyla nasihatler ederken bile öyle güzel
parlıyordu ki. Anlamıştım en değerli anlarını çaldığımı. Ruhu bile duymamıştı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder